in

Biyolojik Silah Olarak da Kullanılan Şarbon Hastalığı Nedir?

-SPONSOR REKLAM-

Son zamanlarda eski ve pek de sevilmeyen bir tanıdık yeniden gündemde! 2000’li yılların başında hem Türkiye’de hem de bütün dünyada büyük korkuya neden olan şarbon hastalığı, tekrar manşetlerde. Şarbon virüsü ve hastalığının neden olduğu korkunun temelinde, biyolojik silah olarak kullanılması da yapısında yatıyor. Şarbon, biyolojik terörün en etkin silahlarından bir tanesi… Bu virüsü yakından tanıyarak ve hastalığa karşı bilinçlenerek bu korkuyu yenebilir, gerekli önemleri alabilirsiniz.

Hastalığa İlk Bakış: Şarbon Nedir?

Öncelikle işin özüne inmeli ve en basit sorudan başlamalı… Şarbon, Bacillus anthracis isimli bakterinin neden olduğu hastalıktır. Anthrax veya dalak yanığı olarak da bilinir. Zoonotik kökenlidir, yani omurgalı hayvanlardan insanlara yayılır. Tüm omurgalılarda görülebilmektedir ve oldukça tehlikelidir. İnsandan insana bulaşmaz. Ancak enfekte olmuş eşyalar insanlara da bu hastalığı bulaştırabilir.

Şarbon Hangi Hayvanlardan Bulaşır?

Şarbon, tüm omurgalı hayvanlarda rastlanma ihtimali olan bir hastalıktır. Yine de ağırlıklı olarak birkaç hayvanda ortaya çıkmakta… Bu hayvanlar da genellikle insanlarla yakin iliskileri olan hayvanlar. Çiftliklerde bulunuyorlar, gıda endüstrisi için yetiştiriliyorlar. zaten şarbonu bu denli korkunç bir hastalık haline getiren de, bu hayvanların insan hayatı için önemi. Büyükbaş hayvanlardan sığır, manda ve deve; küçükbaş hayvanlardan koyun ve keçi şarbonun insana bulaştığı başlıca canlılardır. Ayrıca domuzlar ve atlar da şarbon taşıyıcısı olabilirler.

Şarbonun Kısa Tarihi

Gelelim şarbon hastalığının tarihine kısaca göz atmaya! Her ne kadar şarbon adını son zamanlarda daha sık duysak da, aslında bu oldukça eski bir hastalık… Araştırmalar Antik Yunan ve Antik Mısır uygarlıklarında şarbona benzeyen bazı hastalıkların görüldüğünü kaydediyor. Modern kaynaklara ise bu hastalığa dair ilk kayıtlar, 1200’lü yıllardan itibaren mevcut.

Şarbonu ilk isimlendiren kişi ise, Alman bilim insanı Robert Koch olmuştur. Günümüzde Polonya’da yer alan Wolsztyn kenti, şarbona dair ilk çalışmaların yapıldığı yer olarak tarihte kendine önemli bir yer edinmiş durumda. Koch’un burada hem şarbon hem de hücre yapısı ile ilgili yaptığı çalışmaları, ona Nobel Ödülü kazandırır. Bu nedenle de bu hastalığa dair ilk çalışmaları yapan kişi olarak anılmaktadır.

Şarbon hastalığından korunma yöntemler ile ilgili ilk çalışma ise, İngiliz bilim insanı John Henry Bell. Bell, o dönemde hayvansal ürünlerle sık sık haşır neşir olmayı gerektiren bir meslek grubundakilerde, yani yün eğiricilerinde görülen gizemli bir hastalığı, Koch’un bulguları ile ilişkilendirir. 1900’lü yıllarda ise başka bir Alman bilim insanı Friederich Wilhelm Eurich, şarbonun tedavisine dair önemli adımları atar.

Tarihsel olarak bu hastalığın olumsuz etkileri, sadece insan sağlığını değil aynı zamanda ülke ekonomisini de etkiliyor. Şarbon, Fransa‘da ve 19. yüzyılda büyük bir ekonomik güçlük ortaya çıkarır. Atlar, sığırlar ve koyunlar bu hastalığa karşı özellikle savunmasızdı. O dönemlerde de hem bir üretim kaynağı hem de ulaşım sistemi olarak bu hayvanlara ihtiyaç vardı. Şarbon mikrobuna karşı mücadele etmek adına bir aşı üretmek için ulusal fonlar ayrıldı. Ünlü Fransız bilim insanı Louis Pasteur, o dönemde Fransa ekonomisini döndüren oldukça önemli şarap ve ipek endüstrilerini korumaya yardımcı olan yöntemlerin geliştirilmesindeki başarılı çalışmasının ardından bir aşının üretimi ile görevlendirildi. Koyunlar üzerinde deneyler yapan Pasteur, yardımcıları Jean-Joseph Henri Toussaint ve Émile Roux ile beraber koyunlarda etki gösteren bir aşı buldu.

İnsanlar üzerinde uygulanabilen ilk şarbon aşısı, 1954 senesinde piyasaya sürüldü. Bu asi, veterinerlik amaçlı kullanıldığı gibi, hastalıktan bir hücre içermiyordu. Pasteur tarzı bu aşılama yöntemi yerine, hücresiz bir asi geliştirildi ve koyunlar üzerine etkisini gösteren tedavi insanlar üzerinde de kullanmaya başlandı. Bu aşının çok daha gelişmiş bir versiyonu ise, 1970 yılında elde edildi.

Şarbon Nerelerde Görülür?

Şarbonun hangi hayvanlardan geldiğine ve tarihine göz attık… Sırada bu hastalığın insan bedenine etkileri var. Şarbon, insan bedeninin farklı noktalarında kendini gösterebiliyor. Meydana geldiği bölgeye göre de belirtileri ve etkileri değişiklik gösteriyor. Şarbon insanlarda deride, akciğerlerde ve bağırsakta görülmekte… En yaygın ve nispeten tehlikesiz biçimi deride görülüyor. Akciğerde daha az yaygın bir şekilde ve grip benzeri belirtiler göstererek görülebilmekte. Bağırsakta ise nadir seviyede ancak ölümcül bir raddede karşımıza çıkıyor. Şimdi bölge bölge hastalığa dair detaylara göz atalım.

En Yaygın Türü: Deride Şarbon Hastalığı

Şarbon hastalığı yaşanmasına neden olan Bacillus anthracis bakterisi, yoğun olarak insan derisi üzerinde görülüyor. Zaten şarbona dair bugüne kadar kaydedilen vakaların %90’ından daha fazlası, deri üzerinde görülmüş. Deride görülen şarbon hastalığı, tıpta Cutaneous anthrax olarak adlandırılıyor. Aynı zamanda İngilizce’de “Hide Porter’s Disease” olarak geçiyor – ki bu “Tabakhane Hastalığı” olarak çevrilebilir. Hayvan derisinin işlendiği yerlerde çalışan kişiler bu hastalığa daha sık yakalandıkları için, bu şekilde adlandırılmıştır.

Şarbon hastalığı insan derisine temas etmesi ile bulaşır. Özellikle deride bir kesik ya da yara varsa, buradan içeri hücum eder ve bedeni sarar.

Deriyi etkileyen şarbon hastalığı, cilt yapısında bozulmalara neden olur. Tende yanık benzeri yaralar açar. Ancak bu yaraların yanaktan farkı, orta noktalarında bulunan siyah merkez ve ülserli yapılarıdır. Deri enfekte olunca kızarır, hassaslaşır.

Deride görülen şarbon hastalığının ölüm oranı oldukça düşüktür. Doğru zamanda tedavi edildiğinde, hastaya %80 kurtulma şansı tanır. Şüpheli bir hayvanla temas sonrasında, en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekmektedir.

İçerdeki Sessiz Düşman: Akciğerde Şarbon Hastalığı

-SPONSOR REKLAM-

İnsanlarda nadir olarak görülen, fakat büyük tehlikelere yol açan bir  başka şarbon türü, akciğerlerde görülür. Akciğeri etkileyen intihaplar ilk olarak göğüste lenf düğümlerinde ortaya çıkar. Bu da göğüs boşluğunda kanlı sıvı birikmesine neden olur, dolayısıyla nefes darlığı yapar. Bu, hastalığın ilk aşamasıdır. İkinci aşamadaysa akciğerlerin tamamına yayılır. Ne yazık ki akciğerde görülen şarbon hastalığı yüksek oranda ölümcüldür.

Şarbon akciğerlere soluma yolu ile bulaşır. Hastalığın sporlarının yayıldığı tozun ve kılların solunması, bulaşmaya neden olur. Yine deride görülen şarbon hastalığında olduğu gibi. enfekte bir hayvan ile yakın temas, bu hastalığın riskini arttırmaktadır.

Tarihi olarak akciğere bulaşan şarbon hastalığından insanların hayatını kaybetme oranı %85 civarındadır. Erken tanı ve tedavide bu oran %45’e kadar gerilemektedir. 2001 yılında ABD’te mektup yolu ile bulaşan şarbon salgını döneminde, erken tanı ve tedavinin etkisi görülmüştür.

Şarbon akciğerlere bulaştığında ilk belirtiler genellikle nezle ya da soğuk algınlığına benzer. Yüksek ateş, titreme, halsizlik; kimi durumlarda şiddetli kusma ve nabızda düşüklük en çok ön plana çıkan belirtileridir. Bu nedenle de şarbonu akciğerine alan bir kişi, basit bir grip geçiriyorum diye düşünebilir. Bu yanılgı, tanı ve tedaviyi yavaşlatır. Bilinen bir temas ya da salgın durumunda, en kısa sürede hastaneye başvurmak en doğru davranış olacaktır.

Tabaktaki Tehlike: Bağırsakta Şarbon Hastalığı

Şarbon hastalığı en nadir olarak bağırsakta görülür. Vücudun bu bölgesinde görülen şarbon, az görüldüğü kadar tehlikelidir de. Şarbon hastalığı taşıyan etin tüketilmesi, boşaltım esnasında bağırsağın iltihaplanmasına neden olur. Bu şekilde şarbon bağırsağa yayılır.

Şarbon bulaşmış olan etin tüketimiyle, zehirlenme benzeri belirtiler görülür. Halsizlik, baş ağrısı, terleme, bulantı, kusma, karın ağrısı, yüksek ateş ve ishal; tipik özelliklerdir. Vücuttan atılan her sıvı ve salgıda kan görülme ihtimali ortaya çıkar. Nabızda hızlanma, durumun kötüye gittiğine işaret eder. Kişi çok kısa bir süre içerisinde hayatını kaybeder. Bu nedenle, hastalık bulaşan herhangi bir etin asla ve asla tüketilmemesi gerekmektedir.

Bir Hastalıktan Daha Fazlası: Biyolojik Silah Olarak Şarbon

Biyolojik silah, savaş sırasında ya da saldırı amaçlı olarak çeşitli virüslerin kullanılmasına verilen genel isim… Günümüzde şarbon, omurgalı hayvanlardan insanlara bulaşan talihsiz bir hastalık olmanın ötesinde, biyolojik savaşın önemli silahlarından biri olarak da kullanılıyor. Sırada bu konunun detayları var.

Almanlar Ruslara Karşı! Silah: Şarbon Mikrobu

Takvimler 1916 yılını gösteriyor. I. Dünya Savaşı tüm hızıyla devam etmekte. Yenilgiyi hisseden Almanya, her cephede canla başla savaşıyor. Norveç’te Çarlık Rusya ile karşı karşıya geldikleri cephe de hem zorlu hem de kritik önem taşıyor. İşte bu noktada, sahneye şarbon çıkıyor. Az önce belirttik, şarbon hakkında çalışmalar yapan bilim insanları, ağırlıklı olarak Alman… Dolayısıyla Almanya, şarbon konusunda oldukça bilgili. Finlandiya’daki isyankar Nordik kabileler, Almanya’nın desteği ile Çarlık Rusya’ya karşı şarbonu kullanıyor. Bu da tarih kitaplarına şarbonun biyolojik silah olarak kullanıldığı ilk olay olarak geçiyor. Ancak o dönemde, mikrobun etkisi ve sonuçları tam da aydınlatılmış durumda değil.

Tehlikeli Savaş Tüm Dünyada

Şarbon mikrobunu biyolojik silah olarak deneyen ülkelerden biri de İngiltereBirleşik Kırallık’ın, İskoçya’nın yakınlarındaki Gruinard Adası’nda şarbon bombası deneyleri yaptığı biliniyor. Hatta,  bu bölgeyi, 1940 yılından 1990’lı yıllara kadar kadar girilmez ilan edildiği kayıtlara gecmis durumda. Bununla da kalmayan İngiltere, ülkenin Wiltshire kentinde her an kullanıma hazır şarbon “kekleri” depolamış. Şarbon mikrobu bulaştırılmış hayvan yemlerinden oluşan bu depolar, II. Dünya Savaşı sırasında bombalandığı için kullanılamamış. Kullanılsaydı, hem savaşın hem de insanlık tarihinin kaderi belki de hiç onarılmayacak şekilde değişebilirdi.

Şarbonu biyolojik silah olarak kullanmaya yönelik merak, Avrupa ile sınırlı değil. Ülkeler, savunma stratejilerini bu anlamda güçlü ve yıkıcı silahlarla donatmaya gösteriyorlar. 1930’lu yıllarda, Japonya’nın Uzak Asya’da Mançurya’yı işgali sırasında, şarbon yine biyolojik silah olarak kullanılmış. Savaş esirleri üzerinde denenen şarbon, binlerce insanın ölümüne neden olur. Hemen akabinde II. Dünya Savaşı’nda da, çeşitli devletlerin gizli araştırmalarında bu mikrobun silah olarak kullanımını denediği bilinmektedir.

Soğuk Savaş zamanında, hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği; bir biyolojik silah olarak şarbonu el altında tutmuşlar. ABD’nin kaynakları 1969’da, SSCB’ninkiler ise 2002’de tamamen yok edilmiştir. Yine de yakın tarihe, şarbon ile ilgili gerginlikler damgasını vurmuş durumda. Sovyetler Birliği’nin bu konudaki gizli çalışmaları, gerginliğin temel nedenlerindedir. Her daim ABD ile üstünlük mücadelesi içerisinde olan SSCB, biyolojik silah üretimini sona erdirmek için 1972 anlaşmasının imzalanmasına rağmen, bu dönemden sonra yüzlerce ton biyolojik silah niteliğinde şarbon üretimini de içeren aktif bir biyolojik silah programına sahipti. Bu durum da, düşmanlarına bir korku salmanın ötesinde, ne yazık ki kendi halkına zarar vermişti. 2 Nisan 1979 tarihinde, şarbon ile ilgili çalışmaların yapıldığı ve biyolojik silah deposu olarak kullanılan bölgede bir kaza meydana geldi ve şarbon sakınımı yaşandı. Üstelik bu kazanın meydana geldiği şehir, başkent Moskova’nın 1370 kilometre doğusundaydı. Bu kazada 94 insan şarbon hastalığına maruz kaldı, 68 insan da yaşamını yitirdi. Bölgedeki insanlar anında karantinaya alındı, ancak 10 günlük süre sonunda serbest bırakılanlar arasında bile hayatını kaybedenler oldu. Bu skandal kazadan sonra gerçekleştirilen kapsamlı temizlik, aşılar ve tıbbi müdahaleler kurbanların yaklaşık 30’unu kurtarmayı başarmıştır. Bu olayın ardından uluslararası kamuoyu şarbon konusunda daha da duyarlı hale gelmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin de girişimi ile mücadele üst düzde sürdürülmüştür.

Zarftaki Silah: Biyo-terörizm ve Şarbon

2000’lerin başında şarbon bir anda yeniden gündeme geldi. ABD’de Demokrat Parti üyesi iki senatöre, eski bir biyo-savunma sanayii çalışanı tarafından şarbon mikrobu içeren mektuplar gönderildi. Benzer bir saldırının bir daha yaşanmasını önlemek adına, ABD posta servisi, mektup ve paketleri biyolojik taramadan geçirmeye başladı.

Şarbon hastalığı yayaya mikrobun biyolojik silah olarak kullanılması, bugün hala gündemde olan bir konu… Aslında bu durumu düzenleyen çeşitli uluslararası anlaşmalar var. Ancak, ülkeler silah kaynakları ve bilimsel çalışmaları konusunda tamamen şeffaf olmadıkça, dünyada bu konuda nasıl bir potansiyel olduğunu bilmek zor.

Mücadeleye Katılın: Şarbondan Korunma Yöntemleri

Şarbon hastalığı, türüne göre değişse de, tedavisi olan bir hastalık. Korunma yöntemleri hakkında bilgi edinmek, sizi daha hazırlıklı yapacak.

  • Öncelikle şunu unutmamak gerek: şarbon insandan insana geçmez. Yani şarbon hastalığı ile mücadele eden biri tedavi edilebilir, kaderine terk edilmemelidir.
  • Hastalığa kapılan bir insan kıyafetleri ya da eşyaları, şarbon sporlarını taşıyabilir. Bu da öteki insanlar için büyük bir risk ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle hastalık şüphesi olan kişi ve ortamlardan uzman olmayan insanların uzak durması, hastanelerin devreye sokulması önemlidir.
  • Şarbon bulaştığından şüphelenilen kişinin, antimikrobik bir sabun ve suyla yıkanması gerekir. Bu şekilde deri üzerinde kalan sarbon mikropları arındırılmış olur. Yıkama esnasında kullanılan su, kentin genel lağım sistemine karışmamalıdır. Bu su, çamaşır suyu ya da antimikrobik temizliyici ile temizlenmelidir.
  • Gelelim canlı olmayan şeylere… Şarbon bulaştığı şüphelenen eşyalar, 30 dakikadan fazla bir süre boyunca kaynatılmalıdır. Bu işlem sırasında suyun sıcaklığının 140 dereceden daha fazla olması önerilmektedir. Kaynatılan suda formaldehit ya da klorlu çamaşır suyu kullanılmalıdır. Ancak böylesi bir durumda uygulanabilecek en akıllıca strateji, şarbon bulaşan eşyaları yakmaktır. Bu sekilde mikrobun tamamen uzaklaştırıldığından emin olunmuş olacaktır.
  • Şarbona yakalandığından şüphelenen kişi, hemen doktora başvurmalıdır, Antibiyotik ile tedavi, ilk adımdır. Kimi durumlarda farklı tedavi yöntemleri de uygulanabilir.
  • Unutulmaması gereken bir nokta, şarbonun evcil hayvanları pek de fazla etkilemediği… Kimi zaman hayvanlarla alakalı bir hastalık söz konusu olunca, paniğe kapılan insanlar bu hastalığa sahip olmayan hayvanları da ortadan kaldırmaya çalışabiliyor. Ancak şarbonun köpek ya da kedi gibi hayvanları etkileme ihtimali oldukça düşük. Yine de bir salgın esnasında bu hayvanların da koruma altına alınması gerekiyor.
  • Küresel ısınmaya karşı önlem almak için yeterince sebebimiz var. Yine de ikna olmak için bir gerekçe daha arıyorsanız, şarbon mikrobu ile yüzleşmemeyi listenize ekleyebilirsiniz. Rus araştırmacılar, buzullardaki permafrostun yaklaşık 1,5 milyon adet şarbon hastalığına kapılmış ren geyiği kalıntısına sahip olduğunu tahmin ediyorlar. Çünkü şarbon sporları, dondurulma durumunda 105 seneye kadar sağlam kalabiliyor. Kuzey Kutbu’ndaki küresel ısınmanın, permafrostu çözerek şarbon sporlarını serbest bırakma riski bulunmakta. Kısacası, bu hastalığın tedavisi için tıp bilimi ilerlerken, o buzulların erimemesi çok önemli!

-SPONSOR REKLAM-

Okuduğuna değdi mi?

0 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

Comments

comments

ankara

50 Maddede Ankara’da Yapılacak Şeyler

Yerli Malı Haftası Nedir? Neden Önemlidir?